30 Haziran 2026.
Tam 1 sene önce, ülkemizi, evimizi, ailemizi, dostlarımızı, konfor alanlarımızı, destek limanlarımızı, alışkanlıklarımızı, bildiklerimizi, sevdiklerimizi geride bırakmayı göz alarak, yeni bir memlekette, yeni bir evde, yeni bir hayata uyanmak üzere ilk defa uykuya yattık. İnsan bazen neleri yapabileceğini sadece yaptıktan sonra fark ediyor ya, bugün üçümüzü de eksilerimizle artılarımızla kucaklama günü. Maceralarımız bitmese de, ilk aşamayı, ilk seneyi, ilk döngüyü tamamladık, darısı sonraki yılların başına…
Efendim bu ayın ilk olayı, gündüz plajdan dönerken alkol kontrolüne girmem oldu. Yanlış parka ehliyet bıraktığım bir ülkede risk almamak için hiçbir zaman içki içmediğim bir koca yıl içinde, ‘sene sonu kutlaması’ kontenjanından öğle yemeğinde bir kadeh beyaz şarap içtiğim güne denk geldi polisin beni otobanın ortasında durdurması. Çok şükür ölçüm cihazları da çocukluğumdan kaldığı ve 1 kadehi geçmediğim nadir günlerden birine denk geldiğinden, olması gereken promille geçtim, sorunsuz, ve ‘içki içeceksen taksiyle’ prensibimi sonsuza dek sürdürmeye ant içtim.
Bu ay içinde 2 kez manikür randevuma ½ saat geç gidince, mekan sahibi tarafından verilen ‘yunanda yaşama adaptasyonun tamamlandı’ ödülünü de cebime koydum.
Yunan esnafının ‘esnek’ çalışma saatlerini de içselleştirdik; açılış: uyanınca, kapanış: yorulunca. 1 gün önce aynı saatte açık olan dükkânın bugün neden kapalı olduğunu artık hiç sorgulamıyoruz. Havalar da sıcak, yanan öğle saatlerinde ülkede uyku resmen zorunluluk, apartmanlardaki havuzlarda bile 15:00-17:00 arasında ‘sessizlik kuralı var’ 🙂 Yunan bankalarının dünyanın geri kalanındaki piyasa hareketlerini pek de takmadan 14.00’de kapattıkları bir düzene biz de alıştık, işimiz düşerse sabahları bankadayız 😉

Pazarı keşfettim ya, gidiyorum Pazartesi sabahları, özellikle taze meyve almak için, asla daha ucuz almak için değil, çünkü rakamlar farklı olmuyor dükkânlar veya pazarlar arasında. E tabii bu vesileyle kendime bir de pazarcı edinmediğimi düşünmeniz beni üzer. En çok ürünü tek tezgahtan aldığım için, genelde o sabahın kahvaltısı bolca kesilmiş ve ikram edilmiş taze meyve oluyor. Mangolar Pakistan’dan geliyormuş, ona kızıyor abi. ‘Dua et bunlar iyi günleriniz’ cümlesini içimde tutup teşekkür ederek ayrılıyorum yanından her seferinde.
Küçük ülkelerin tek mucizesi nüfus. Al getir yarın sabah buraya da +5 milyon, bak bakiim o mavi bayraklı denizlerde neler yüzüyor, o musluk sularını içtiğin günler nasıl tarih oluyor, o kuyruklar nasıl bitmiyor, o trafik nasıl aniden iki katına çıkıyor. Hikaye bu kadar.
Bu arada bizi zorbalamaya çalışan cadı-komşu taşındı da apartmandan. Geri kalanlarla yeni bir kutlama sebebimiz oldu. Kime çattığını anladığında, giderayak yaptığı bir resim ile Baron’a pati yıkama cihazı hediye bıraktı, kapıya tabii, içeriye davet hakkını aylar önce kaybettiğinden, biz de ‘haydin yolun açık olsun’ dedik, yolladık kendisini katımızdan, arkasından yas tutmadan, hayaller içinde yerine gelecek olanı bekliyoruz.
Aracıma ‘e-pass’ takabildim sonunda. Bizdeki HGS. O kadar yardımcı oldu ki cihazı aldığım otoban üzerindeki ‘müşteri temsilcisi’ kadınlar, takip etmem gereken uygulamayı indirip kendi kendilerine kurulum bile yaptılar. Bu davranışların aşığıyım. Hastanelerde, devlet dairelerinde, dükkanlarda bu yardımlar muhteşem oluyor, Yunanca konuşmuyorsan kralsın, bütün ‘mahalle’ sen iyi bir deneyim koy git cebine diye kendini paralıyor. Geçen gün bir çekim isim vardı, hastaları eski usul numalaralar üzerinden davet ediyorlar, ‘dedim ‘beni 1485 olarak çağırdıklarında nasıl anlayayım’, haklısın dedi, gidip içerideki teknik adamlara bilgi verdi kapıdaki görevli, bir tek ben İngilizce numara ile çağırıldım, çok insani detaylardan.
Çocukların ikinci dans gösterisi organizasyonu var, mail geliyor, apartmanda bir konu var, mail geliyor, apartman yönetim şirketi kurallar gönderiyor, mail geliyor, ama herkes birbirini çırılçıplak görüyor. KVKK henüz buraya intikal etmemiş, BBC kullanımı da, halen ‘Allah ne verdiyse yönetimi’ kullanılıyor yazılı dünyada, ve tabii ki Yunanca olarak, herhangi bir bilgilendirmenin İngilizce geldiğini düşündüyseniz yine üzülürüm, ona da alıştık. Bu yaz boyunca ders alarak önümüzdeki seneye (belki) daha hazır olma hedefimiz var, ama tutturur muyuz, onu ayrıca değerlendireceğiz.
Yunan’da neredeyse her resmi işlemde karşınıza ‘baba adı’ çıkıyor, 💞 Ertan’ın kızı 💞 olmaktan hep gurur duysam da, fiilen yanımda olmasa da, kalbimizde yaşamasına destek olan sistemi de seviyorum.
Okulların son dönemi ‘kutlamalar’la geçiyor ya, en çok bu zaman hayran oldum galiba Atina’ya. O kutlamaların sadeliği, basitliğinden kaynaklanan zarifliği, herkesin sıradan şıklığı, kimsenin yarış halinde olmaması, egosuz velilerin buluşması, çocukların ‘çocuk gibi’ bırakılması, abartılı düzenlemelerden kaçınılması, doğallığın korunması en en en sevdiklerimizden.
Yoksa burada da kamyon arkasından malzeme düşüyor yola, kadın kocasından dayak yiyor, gerginlik esnasında küfürler havada uçabiliyor, ‘doblo tipi’ abiler burada da varlar, ama kendine hakim oluyor, çünkü yaptırım ensede duruyor, durduruluyor, kuralların varlığı biliniyor, kimse kimseden korkmuyor, herkes hakkını arayabiliyor, takdir edip kıskandıklarımızdan.
Bendeniz günde 14-16 saat arası çalışıyorum, hobisi de çalışmak olan son jenerasyon tarafından yetiştirildiğimiz için, bildiğimiz, sevdiğimiz, sarılabildiğimiz bir başka alternatifi içselleştiremediğimiz için muhtemelen, ve bir de tabii Euro harcamak için Euro kazanabilmek nedeniyle.
Belki sebeplerimiz yüzden, belki sürekli yeni bir deneme yapmak ruhunu hiç kaybetmediğimizden, kardeşim, en iyi dostum, ortağım, denge terazim Beliz’le ❤️, 13 sene önce başlattığımız bir platformu, iflah olmaz girişimciler kontenjanından, 2 tatlı ortakla bir uygulamaya geçirdik. Kızların tabiri ile ‘APP store’da uygulamamız var çok havalıyız’🍀 Bu yeni başlangıç sayesinde biz de yepyeni bir heyecanla duygularımızı, sevinçlerimizi yaşıyoruz. Daha çooooooook başındayız, ama yaşlılığımız var🙂, sahneden inene kadar, aynen bu şekilde devam edeceğiz. APP’in hikayesini bilen/bilmeyenler için ayrı bir yazım da mevcut efendim, merak edenlere reklam olmayan link ileteyim: https://burcununkaleminden.com/arastiran-anneler/


Sene-i devriye bugün anlayacağınız. Gündelik koşturmaları bir tarafa bırakarak, sevdiklerimizi çok özlediğimizi yüksek sesle ve birlikte söylediğimiz bir gün.
Bugünden sonra aynı disiplinle her ay yazar mıyım, not edip ‘canım istedikçe’ mi yazarım, bilmiyorum, yaşamayı tercih ettiğimiz memleketin kültürüne alışmak kolay çünkü, ayrıca önümüz yaz, hava sıcak, ona da yolda karar vereceğiz.
İlk yılı geride bırakırken şu soruyu da sormadan geçmeyelim:
Biz Yunanistan’a alıştık da, acaba Yunanistan bize alıştı mı? 😄
En kısa zamanda yeniden buluşmak üzere 💙🇬🇷✨🇹🇷❤️✨💜💜🧿











Atina İstanbul’un arka bahçesi. Öyle küçük değil ama, düğün, nişan, doğumgünü, haftasonu kaçamağı, kızlar geceleri, mezuniyet buluşmaları, aklınıza gelen-gelmeyen her şey burada, herkes burada. Adalardan büyük şehre intikal etmiş Yunanistan sever Türkler. Bu hep böyle miydi, algıda seçicilik mi yapıyorum, yoksa hayatı kaçırdığımız şehirlerden kısa da olsa uzaklaşmak bir sebep mi, bilmiyorum ama herkes sürekli “komşu”da, muhtemelen en fazla ziyaretçi uyruğunu kimseye kaptırmamışızdır.


