Şubat çok hızlı geçince, Mart biraz daha durgun geçti, demek isterdim, geçemedi 🙂

Öncelikle Mart en soğuk ay oldu. Yunanistan’da değilmişiz gibi bir soğuk, beklediğimiz ılıman iklim hiç yaşanmamış gibi soğuk, meğer burada kış Mart’mış, şehre olmasa da kar bile yağarmış, biz gerçi pek yağmur da görmedik ama bolca gri gökyüzüne maruz kaldık, umuyoruz ki Nisan bütün dünyaya bahar olsun!

3 kişi kombinasyonlu tek TV kullanımı, yaşların arasındaki farkı da gözetilince çalışmadı, yedek bir TV almaya karar verdim. Evime çok yakın bir ‘Κωτσόβολος’ ​(MediaMarkt​’tan hallice) ‘dan aldım, satışçılarla biraz muhabbet edip 21:00’de dükkân kapanırken ek bir ödeme yapmadan ürünün eve gelmesini sağladım, (yoksa en az 3 hafta beklerdim), hazır akıllı davranmışken kurulum için de randevuyu organize ettim, 3 iş günü içinde de teknik bir abimiz geldi. Tabii ki kendisi İngilizce konuşmuyor, yine ellerde Chatgpt​, anlaşmaya çalıştık. O esnada ortaya çıktı ki, TV’nin çalışabilmesi için kutunun içinden çıkmayan bir ara kablo lazım-mış. Yunan’a taşınan birinin başına gelebilecek en büyük talihsizliklerden biri eksik malzemeyi temin etme savaşıdır. Kazanamayacağım bir mücadele olduğunu teknik de anlayınca, kendisine rica ettim, ‘bak zaten şurası 2 adım, sen koş git al ne gerekiyorsa, ben sana öderim’ dedim, adamcağız da gitti valla, sen yap bakiim bunu Almanya’da, Hollanda’da, Amerika’da, o kablo​yu yedirirler sorana, ama çok şükür bizimki gitti, elinde 9 Euro’luk fişiyle geldi, taktı, çalıştırdı, gitti, Allah kendisinden razı olsun 🙏

​Bu arada ‘apartman toplantısı​’ yapacağımız ortaya çıktı. ‘Biz malik değiliz, alt tarafı kiracıyız, ‘ne alaka’ desek de, komşu whatsapp grubunun mahalle baskısı ile apartmanın aşağısında buluştuk. Memlekette alışığız bol ikramlı, çaylı-kahveli, hatta bizim Harbiye’deki ofiste sazlı-sözlü toplantılara, e bu ne ayakta, apartman girişinde, 1 yönetici firma temsilcisi ve muhtelif katılımcılarla toplantı başladı. Takdir edersiniz ki tek kelime İngilizce konuşulmayan toplantıda varlığımın hiçbir önemi ve gereği yoktu, ama ‘​flexigyali​’ (ince cam panel) takılacağını anladım, geri kalanı ev sahibini bağlar dedik, bu tecrübeyi de cebe koyup kapattık.

​Çok Türk geliyor Atina’ya. Yatırımcı da geliyor, turist de, eş-dost da. Eksik olmasınlar tabii ama herkese ve her organizasyona eşlik etmek mümkün olmuyor, bu nedenle kendi favorilerimden küçük bir rehber hazırladım, test edip beğendikçe yeni isimler ekliyorum listeye, ‘geliyorum’ diyene önce bunu gönderiyorum artık, aklınızda olsun 😉

Annem telefon konuşmalarımızda bazen soruyor, ‘özlediğin bir şey var mı’ diye, adamlar sulu köfte satıyor esnaf lokantalarında, can bir şey çekemiyor; hiç içmediğim kelle paçalar, soğuk havalarda sokakta salepler, rahmetli babaannemin de yaptığı erişteli siyah mercimek çorbası bile var, daha ne yapsın Yunan 😃 Bir güzel mantıya denk gelemedik henüz, ama tarhana olan yerde olmaması imkânsız, biz bulamamışızdır.

Eski anılardan biliyorsunuz, içi yağmurda ıslanan aracımın randevusu bu aydı, gününde ve saatinde gitmiş olmama rağmen, resmen Instagram videosu gibi, ‘senin randevun Cuma’ dediler, ‘kardeşim bak, elimde email, burada takvim, seninkiyle uyuşmuyorsa ben ne yapayım’, ‘ama ablacım ben de Cuma yazıyor ben ne yapayım’, ‘e taaaa bilmem nereden geldim yap bir şey’, ‘walla yapamam çünkü senin aracı test etmek için 3 kişi lazım, 3 kişiyi çekersem sistem durur’, ‘sistem derken?’, ‘daha randevulu müşterini alamıyorsun zamanında’!, ‘ablacım sen Pazartesi gel, halledicem söz’, e ne oldu esas Cuma’ya, o belli değil, Pazartesi de bana hiç gelmedi, bir daha gidemedim, kısmet, belki sonraki ay ☺️

Bu arada eve bir de mektup geldi araçla ilgili (evet mektup! 2026 yılında) ve tabii ki Yunanca, meğer diyormuş ki aracın airbag’i acilen değiştirilmeliymiş, firma bunu üstelenecekmiş, kullanım acilen bırakılmalıymış, randevu alınmalıymış. E bunu Atina hızına uyarlayınca önce 19 gün randevunun verilmesini bekledikten sonra, serviste tanıştığım bir çalışana ‘bir bakar mısın bizim randevu ne oldu’ mesajıma istinaden, ‘acil ve önemli bir durum’ olduğundan, 21 Mayıs’a (!) randevu verdiler. Dedim ki, ‘Alman sizin uygulamanızı bilse toplatır bütün araçlarını buradan’, ‘yok onlar da her şeye gereksiz stres yapıyorlar hanımefendi, siz dikkatli kullanın, bir şey olmaz’ – tanıdık di mi 😉

Benim küçük sık hastalanıyor kışları, hep böyle, ama esas doktorumuz İstanbul’da olduğundan, yanımızda envai çeşit ilaç olsa da, bazen tıkanıyoruz. 3 haftanın üzerinde iyileşmediği bir süreçte, teyzesi ile kendi tıbbi tecrübelerimi (!) birleştirerek, bir tedavi kürü belirlememize rağmen toparlanmayınca, kendisini hastaneye götürmek durumunda kaldım. Doktor diyor ki, ‘çocuğa kim ilaç verdi’, ben, (‘ama teyzesine de sordum’). Güzel doktorcum bizim ülkede her evde aklına gelebilecek ilaç kombinasyonlarından en az 1’er set vardır, zamanında lazım olmuş ve herkes yedekli almıştır, biz yanımızda ilaçlarımızı taşırız, kültürel bir şey, yanlış anlama, diye açıklama yapmaya çalışsak da, devreleri yanmasına rağmen sakinlikle ‘doktor görmeden ilaç tedavisi yapmıyoruz, anlaşıldı di mi’ dedi ve çocuğa (tanıdık ve alışık olduğumuz) antibiyotik verdi 🙂 dedim ya, adres değişse de, bazı şeyler değişmiyor 🙂

Ne olduğu ve ne kadar süreceği belli olmayan ‘savaş’ tabii ki bütün dünyanın keyfini kaçırdı. Ortadoğu, bana göre hiçbir zaman düzlüğe çıkmayacak bir lojistikte olsa da, aklımıza hiç gelmeyecek ülkelerin zorla savaşın içine çekilmesi, yine bir sürü inandığımız, güvendiğimiz, hayal ettiğimiz dağlara ani karlar yağmasına sebep oldu, arkadaşlarımız zorda kaldı, geleceklerini, sistemlerini, hayallerini, belki de tam da yerlerinde ve yurtlarındayken, bir kez daha değiştirmek zorunda kaldı. Bunlar çok zor. Ayrıca hızlıca ve aniden birbirine sıçrayabilecek konular. Üzerinde hiçbirimizin kontrolü olmayan olaylar.

Dolayısı ile bu ayı gerçekten ‘bütün dünyaya aklı selimler ve barış gelsin’ diye bitirmek ve Nisan’ı ‘bahara giriş’ temasıyla yazmak istiyorum.

Görüşmek üzere.